7 Nisan 2009 Salı

uyuşturucu bağımlısı mısralar

İmkânsız bir hayalin izini duvara asan uyuşturucu bağımlısı mısralar için sustum uzun uzun. Neticesi çoktan belli gebelik testlerinde unuttum dölsüz rahmimi. Efkârlı bir şiir için, ruha kaderli bir şarkı seçtim. İzninizle bedenimi toprağa verelimYola dair bilgilerini acıklı bir İspanyol filminden öğrenmiş Adamlar tanımıştım bir vakitSoysuz bir uyuşturucu krizinin ertesindeSevgililerini torbacısıyla yatmaya gönderen Çocuklar ayrı bir hikâyeydi elbetteŞehrin kabadayı mahallerinde bir gece yarısıIşıkları kapatılmış bir taksinin içindeEli yüreğinde bekleyen kızSevgilisinin cigaralığını alıp bir an önceKaçmak istiyordu kendinden.En ağır yüktür kimi zaman kendine insanBunu bilmek için polis baskınına hazırlıklı olmak gerekirNoktası eksik bırakılmış yarım bir harf gibi sevişenAdamlar tanımıştım bir vakitUzun, siyah elbiseli kadınlar beş defa dönerken etraflarındaSeslerini geceye iliştirirdi onlarDuvardaki çatlakta binlerce idam görenHalüsinasyon zengini çocuklarAyrı bir hikâyeydi elbetteYıkık dökük bir evin en küçük odasındaSevgilisinin damarlarındaki illegal mutluluğunPatlamasını seyreden kızSaçma bir kahkahanın öznesi olmaya niyetlenmiştiEn asil yalandır kimi zaman sevinçBunu bilmek için cebinde jilet taşıyan bir adama âşık olmak gerekirPaltosunun cebinde dünyayı sakladığına inanan Adamlar tanımıştım bir vakitCümlelerinin kuralları hiçbir dil bilgisi kitabında yazmazdıSuya yazgılı bir şiir için sol kolunun en işlek damarınaMorfin enjekte eden çocuklar ayrıApayrı bir hikâyeydi elbetteMasaya damlayan kanıyla mitolojinin kapısını çalanSevgilisine, onu öldürmek için söz veren kızSoğuk bir mevsim bekliyordu cenaze namazı içinEn saçma bahanedir kimi zaman aşkBunu bilmek için toprağın buz tutan zamanına inanmak gerekirBir gecenin izini teninde taşıdığına inananAdamlar tanımıştım bir vakitBuğulanan camlara adlarını yazan kadınlaraSakin bir vazgeçişle bakardı onlarDoz aşımından hastaneye kaldırılan çocuklar elbetteAyrı bir hikâyeydi şiirin kucağındaDörtnala koşan atları bir bir vurduğunu anlatan sevgilisiniSoluksuz dinleyen kız, dilinin altında biriktirmiştiAyrılığıEn hazin sondur kimi zaman ayrılıkBunu bilmek için pırıl pırıl bir sabah teni öldürmek gerekir.Asmin Erkil

9 Ocak 2009 Cuma

Düşüyorum..

Hayat ey!

Ya tut yanaklarımdan ısır öpüşlerinle, bir vakit ansızın.
Ya da bırak! Çekip vurayım kendimi alnımdan!
Gölgelere tutulmaktan silindi hatlarım. Yüreğimin yeri kayıp. Salınan her kovaya düşman bu düş… Bırak, kendimi kendimde aranayım…
Düşüyorum hayat ey!
Ya meçhuller diyarının sisli perdesini yırt gönlümde. Göreyim göreyim halim yerine gelsin. Ya da bırak! Harf harf seçileyim…
Düşüyorum hayat ey!
Unuttum… Hafızamın ücra yerlerine derin gafletler vurdum. Bir tomar efkara boyadım ruhumu. Gerisini de hep unuttum. Sorma! Konuşturma beni. Bırak! Dipsiz susuşlara uzanayım…
Düşüyorum hayat ey!
Ömür şeceremin dallarında çeyrek asır sallandı. Ayıkladım taşlarını, gerisini pişmanlığa yazdım. Ya tutup sayfalarımı talihe yaz! Ya da bırak, ben silineyim!
Düşüyorum hayat ey!
Kırıklığım canıma dayandı. Ya tut kolundan vur ümide, bin parçaya bölünsün! Ya da düş yakamdan, ecelim mukadder olsun…
Düşüyorum hayat ey!
Mazim, müstakbel, halim boşlukta yer aranıyor. Ya sök taşlarını kaldırımların; ya da bırak ben yol olayım!

Düşmüşüm hayat ey!
İtimadın kalelerine baykuşlar tünemiş; farkına varmamışım. Masumiyet günaha perde aralamış; gaflete dalmışım… Bırak beni! Gafleti baykuşun kafasına koyup çıldırtayım!!!
Düşmüşüm hayat ey!
Güneşin alazından tiksinmişim. Gel bir anlaşma yapalım; tutup yazları mevsimlerden çıkaralım!
Düşmüşüm hayat ey!
Gaflete hiç bu kadar muhtaç kalmamışım. Bırak yırtayım zamanı, zehrim dökülsün. Ardından bir iğne işlesin tenimde. Diksin diksin eksik yanlarımı…
Düşmüşüm hayat ey!
Kendimde, sende, aşkta mağlubiyete varmışım. Susmuş her yanım, kelimeler müebbet yatmış. Bir arayış ki yanmış, yakmış…

Ey hayat! Gitmeye tutukluyum, gidişlere tutuluyorum. Arıyor aranıyor hep aynı kör noktaya dolanıyorum Şimdi düşmüşüm diyorum, düşüyorum diyorum!



Hayat ey! Sana sesleniyorum!
Ya beni bana bırak, ya gökleri sil!
Ya beni kendime getir, ya aşkları sil!
Ya soruları kaldır, ya cevapları sil!
Ya kır benliğimi, hücre hücre bölüneyim, dağılsın zerrelerim. Bir ben koy aynalara; eski suretlerim silinsin
Ya da bırak! Ecelim mukadder olsun! Ben çekip gideyim!…

muamma..

Gün ışığında,bedenini kasıp kavuran güneşin. Sensizliğe alışmış ben'e yenik düştüğünü varsayarsak. Bu ne güneşin suçu. Ne de geceye şahit bırakılan içteki ürpertinin sebebi dahilindeki ayaza vuran soğuğun. Şimdi aklımdan geçenleri belli-belirsiz sıralamakla meşgulüm ey sevgili güneş ile ay arasındaki gidip gelmelerim. İki dere arasında herkesin birbirine karşı dediği şehirlerin,anlamsız düşmanlığında birbirlerini sevmeyi beceremeyenlere nazire yaparcasına,aşk ile yanan iki insanın yanışını anlatmaya kalkışan migren sancılı bedenim ve acemi halim " benim seni sevmem için karşı değil,yan yana olmalıyız. " hüzün ve gerçeğini dile getirmekle mi uğraşmalı. Yoksa herşeyin oluştuğu hazır bir sofrada sadece seni seviyorum demekten başka bir şey kalmamış bir sevinçi mi? ( bilinmez )

Yaşadıklarım ile anlık yaşayışların arasında gözden kaçırdıklarımı irdeleyen beynimin kuytu köşeleri,içerisinde boğulmaya yüz tutmuş ve aksilik bu ya kulaç atmasını bilmeyen kör bir yüreğin,farklı yörüngelerde afaki yürüyüşlerinde aradım mutsuzluğun sebebini. Okunmamış bir sen kalmıştın. Okunduğunda aklım karışmıştı. ( Muamma )

Biraz sonra hiç beklemediği ve ince hesabıyla yenik düşeceği kahrolası maddede,son kez olsun manevi duyguları yaşamak istercesine gözünde biriktirdiği gözyaşına bahane bulmak için,bafra cigarası yakmıştı. ( mümkündür )

Ah çekmek gerekliydi ve öyle de oldu. Ah edişlerine buladığı,geleceğe dair beklentilerini bir yana bırakıp,daha önce hiçkimsenin yaşamadığı aşk'ı yaşamak istercesine yollara vurmuştu kendini. Umutlarının arasında ayaklarından prangaya vurulmuş,koşar adımlarla sevgilisine ulaşma isteği mevcuttu. Unuttuğu bir şey vardı. Böyle bir şey asla ( yaşanmamıştır )

Bilinmezliğin adı muamma
Mümkündür ancak yaşanmamıştır.